17.04.2013

Dünya Hali - 17 Nisan 2013

Avrupa’da İslam, Göç ve Çokkültürlülük - 3
Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Yayından:
"Sempozyum, konuya ilişkin olarak, Türkiye’deki bilgi birikiminin belirginleşmesi ve gelişmesi bakımından çok önemli bir katkı yaptı denebilir.
Onlarca akademisyen, uzman, politikacı, bilgi birikimini dinleyici ve kamuoyu ile paylaştı. Bu tür bilimsel etkinlikler oldukça gerekli.
Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli insan sayısı 5 milyonu aştı. Bunların çok büyük bir bölümü yaşadıkları ülkenin yurttaşı oldular. Dolayısı ile İslam, Avrupa’da kültürel yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Çok kültürlülük bir durum olarak iyice belirginleşti.
Avrupa’da bulunan Türklerin varlığı bir çok ülkenin kültürünü çoğullaştırdı.
Sempozyum tüm bu konuların konuşulması bakımından, mevcut durum ve sorunların ortaya koyulması bakımından hem de bunların çözümlerinin aranması bakımından çok önemli bir katkı oldu."

Dinle: 26’09”


Prof. Dr. İbrahim Sirkeci
Prof. Dr. İbrahim Sirkeci
İngiltere Regents Üniversitesi
Transnasyonal Araştırmalar Merkezi Direktörü
Dinle: 21’44”
 Programın tamamını Dinle 50’59”

Ankara’da geçtiğimiz hafta 'Avrupa’da İslam, Göç ve Çokkültürlülük' konulu uluslararası sempozyum düzenlendi.
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, UNESCO-MOST ve Oxford İslam Araştırmaları Merkezi, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve EMISCO işbirliğiyle 11-12 Nisan 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Gül, “İslam ve göçmenler yüzyıllardır Avrupa’nın bir gerçeğidir. Avrupa kıtası, özellikle din bakımından çoğunluktan farklı olan kesimlere hoşgörüyle yaklaşmadığı sürece; yeni Engizisyonların, Holokostların ve Srebrenitsaların yaşanması muhtemeldir. Uluslararası camia olarak mutlu bir gelecek kurmak için ortak sorunlarımızın üzerine cesaretle gitmeliyiz,” dedi.İki gün süren ve geniş bir katılımla gerçekleşen sempozyumda ayrıca İslamı konu alan bir karikatür sergisi de açıldı.
Bu programda hem sempozyum sırasında katılımcılarla yaptığımız söyleşilerden örnekler sunacağız hem de stüdyomuzda sempozyum katılımcılarından Prof. Dr. Onur Bilge Kula ile sempozyumu ve teması olan 'Avrupa’da İslam, Göç ve Çokkültürlülük konusunu değerlendireceğiz.


11.04.2013

Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük

Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük-2

Sempozyumdan:
İbrahim Sirkeci
Kenan Kolat
Veysel Filiz
Ömür Orhon
Nihat Sorgeç



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük” konulu sempozyumun açılışına katılarak bir konuşma yaptı.

“GÖÇ, İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ BİR OLGUDUR”

Göçün, insanlık tarihi kadar eski bir olgu, olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, tarihin her döneminde göç, toplumların, devletlerin ve kıtaların kaderini etkilediğini, bu nedenle göçün tarihine değinmeden, insanlık tarihini yazmanın mümkün olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, 20. yüzyılın “nüfus patlaması ve şehirleşme”nin asrı olarak nitelendirilmesi halinde, 21. yüzyılın “yaşlanan nüfus, toplumsal çeşitlilik ve uluslararası göçün” asrı olmasını muhtemel olduğunu belirterek, “Bu nedenle, Hacettepe Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştiren ‘Göç, İslam ve Çokkültürlülük’ başlıklı sempozyuma himaye verdim” dedi.

“GÖÇLERE EN FAZLA ŞAHİT OLMUŞ COĞRAFYALARDAN BİRİSİ DE ANADOLU’DUR”

Bilimsel araştırmaların insanlığın Afrika civarlarından tüm dünyaya yayıldığını gösterdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, bu durumda, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün, tarihin bir döneminde bir şekilde göç etmiş toplumlardan oluştuğunu aktararak şöyle söyledi, “Söz konusu göçlere en fazla şahit olmuş coğrafyalardan birisi de kuşkusuz Anadolu’dur. Bugün de iç savaştan kaçan yüzbinlerce Suriyeli komşumuzu bu topraklarda ağırlıyoruz. Geleneksel olarak göçte kaynak ve transit konumda bulunan Türkiye, güçlenen ekonomisiyle artan ölçüde göç alan ülke haline de gelmiştir.

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU

Cumhurbaşkanı Gül, ülkemiz bakımından artık çok boyutlu bir nitelik kazanan göç sorunlarına layıkıyla cevap verebilmek için Hükümet tarafından hazırlanan “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” tasarısını 4 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis’inde kabul edildiğini kendisinin de bu yasayı dün imzaladığını ifade etti.

“GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ” KURULUYOR

“Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”nun yürürlüğe girmesiyle, göç ve iltica konularında güncel şartlara cevap veren bir mevzuatın meydana getirildiğini aktaran Cumhurbaşkanı Gül, ayrıca, yeni yasa ile göç konusunun tüm alanlarında görev yapacak İçişleri Bakanlığı bünyesinde “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü” kurulacağını bildirdi.

Yoksulluk, doğal ve çevre felaketleri gibi sebeplerle insanların doğdukları yerlerden göç etmek zorunda kaldığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, küresel ısınmanın etkisiyle önümüzdeki dönemde artan bir şekilde “ekolojik göç” olgusuyla karşılaşılacağını belirtti.

“GÖÇ KONUSU İNSANLIK HAYSİYETİ İLE ELE ALINMALI”

Bugünün güçlü ve müreffeh ülke ve kıtalarının da bundan yüzyıl sonra kaderinin hangi yönde ilerleyeceğini bilinemeyeceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla, göç konusuna insanlık haysiyeti ve demokratik değerler çerçevesinden bakmak ve meseleyi bu değerleri akılda tutarak çözmek mecburiyetindeyiz. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı gibi değerler, Avrupa’da doğan ve küresel ölçekte yansımaları olan değerlerdir. Ancak, bugün Batı dünyasında farklılıkları çatışma sebebi olarak gören aşırı görüşlerin halen zemin kazanabildiğine maalesef şahit oluyoruz. Irkçılık, İslam-karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı, Avrupa’yı etkisine alan ekonomik krizle de bağlantılı olarak ciddi bir endişe kaynağı olmaya başlamıştır.”

Göçmenleri güvenlik, işsizlik, suç, fakirlik ve diğer sosyal sorunların ana sebebi şeklinde gösteren partilerin oy oranları arttığına da dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, halkın bu korkularına karşı, göç konusunda sert tedbirler alan hükümetler ve ana siyasi partilerin verdiği tepki de ayrı bir endişe sebebi olduğunu ifade etti.

Irkçılık, farklı kültürler ve hayat biçimlerine dönük hoşgörüsüzlüğü “Batı toplumlarının en müzmin hastalıklarından birisi” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Gül, bu hastalığın, toplumsal refah dönemlerinde kontrol altına alınabilse de, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde yeniden baş gösterdiğini söyledi.

AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇI HAREKETLER

Cumhurbaşkanı Gül, bu hastalığın Avrupa’da genellikle, farklı dinden olan bir gruba dönük olarak nüksettiğini belirterek, “Geçmişte yaşanılmış ve bugün de insanlığın kolektif hafızasında birer kara leke olarak duran olayları burada hatırlatmak istemiyorum. Temennimiz bu tür acıların bir daha asla yaşanmamasıdır. Avrupa’da sayıları 5 milyona yaklaşan Türkler, maalesef bu tarz ırkçı hareketlerin boy hedefi haline gelmiştir. Benzer şekilde Avrupa’da yaşayan diğer Müslümanlar da hem nefret suçlarına, hem de fiziki saldırılara maruz kalmaktadırlar. Çoğulcu demokrasilerde her zaman birtakım aşırı uçtaki siyasi hareketlerin olması mümkündür. Bu marjinal gruplar demokrasinin sağladığı özgürlükleri kötü amaçları doğrultusunda istismar edebilmektedirler. Bu tür aşırı fikirler ile mücadele ederken meşru yollara başvurmak esas olmalıdır. Haklıyken, haksız duruma düşülmemelidir” dedi.

“ORTAK BİR VİCDANA SAHİP HERKESİ, AŞIRI AKIMLARLA MÜCADELEYE DAVET EDİYORUM”

Avrupa’da yaşayan Müslümanların, demokratik ve hukuki mekanizmaları işleterek, bu tür saldırgan ve ırkçı siyasetin gerçek yüzünü içinde yaşadıkları toplumlara göstermeleri gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, ırkçılık ve ayrımcılığın demokrasinin düşmanı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, bu tehdidin, “demokrasinin kendini koruma” reflekslerini harekete geçirilerek bertaraf edilebileceğini belirterek bu nedenle, Avrupa’da insani ve demokratik değerler bakımından “ortak bir vicdana” sahip olan herkesi, bu tür aşırı akımlarla mücadele etmeye davet ettiğini aktardı.

Bugün yaşadığımız çağa bir isim vermek gerekirse toplumsal çeşitliliğin bu bağlamda ilk akla gelen unsurlardan biri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, bu sürecin, küreselleşen dünyada sosyal mobilitenin artması ve çok çeşitli gerekçelere dayanan göçlerin yoğunluk kazanması ile de bağlantılı olduğunu ifade etti.

“KÜLTÜREL, DİNÎ VE ETNİK FARKLILIKLARI ZENGİNLİK OLARAK GÖRMELİYİZ”

Gelişmiş ülkelerin nüfusunun gittikçe yaşlandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, “Bu durumun yarattığı sıkıntılara çare bulmak bakımından uluslararası göç, geçmişte olduğu gibi bugün de ekonomik bir düzeltme faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum içinde artan kültürel, dini ve etnik farklılıklar, yeni bölünme ve gerginliklerin kaynağı olarak takdim edilebilmektedir. Özellikle sosyo-ekonomik açıdan sorunlu toplumlarda bu tür farklılıkların, yaşanan güçlüklerin kaynağı olarak görülmesi, konuya daha da karmaşık bir boyut kazandırmaktadır. Söz konusu çeşitliliği ve farklılığı uyum içinde yönetebilme kabiliyeti, modern demokrasilerin en önemli vasıflarından birini oluşturmalıdır. Keza, kültürel, dinî ve etnik farklılıkları bir toplum için zafiyet değil, aksine o ülkeyi zenginleştiren bir faktör olarak gören bir sosyal kültürün kök salması için çaba gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim” dedi.

KAPSAYICI SİYASET DİLİ, GÖÇMENLERİN ENTEGRASYONU İÇİN ÖNEMLİ

Cumhurbaşkanı Gül, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir siyaset dilinin, göçmenlerin ve farklı dini toplulukların entegrasyonu bakımından hayati önem taşıdığını aktararak, siyaset, bir kesimi ötekileştirmeye başladığı zaman, göçmenlerin, azınlıkların yaşadıkları ülkeden ve toplumdan yabancılaşması kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

“İSLAM VE GÖÇMENLER YÜZYILLARDIR AVRUPA’NIN BİR GERÇEĞİDİR”

Cumhurbaşkanı Gül, değişik korkularla, toplumsal ve kültürel çeşitliliği ortadan kaldırmaya veya baskı altına almaya çalışan ülkelerin, öncelikle beşeri zenginliklerini kaybettiklerini, sonra da ekonomik ve siyasi güç kaybına uğradıklarını ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Netice itibariyle, İslam ve göçmenler yüzyıllardır Avrupa’nın bir gerçeğidir. Avrupa kıtası, özellikle din bakımından çoğunluktan farklı olan kesimlere hoşgörüyle yaklaşmadığı sürece; yeni Engizisyonların, Holokostların ve Srebrenitsaların yaşanması muhtemeldir. Bu bakımdan, her ülke kendine has çözümleri üretmekle mükellef olmakla birlikte, çokkültürlülüğe saygı göstermek işin esasını oluşturmalıdır. Uluslararası camia olarak mutlu bir gelecek kurmak için ortak sorunlarımızın üzerine cesaretle gitmeliyiz. Yaşadığımız tecrübeler, sorunların üzerine gidilmemesi durumunda nasıl kronik hâle geldiğini hep göstermiştir. Küreselleşme çağında her bir sorunu tek başımıza çözemeyiz. Bu nedenle hep birlikte hareket ederek, sorunların temel kaynağı olan bataklıkları kurutmaya çalışmalıyız. Göç, işsizlik, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve ırkçılık gibi sorunlara kaynak teşkil eden; gelir adaletsizliği, yoksulluk, küresel ısınma, savaş ve çatışmalar ile ekonomik krizlerle hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bizler, ‘komşusu açken tok yatamayan’ bir kültüre sahibiz. Bu nedenle, dünyanın herhangi bir yerinde insanlar yokluk çekiyorsa, masum insanlar çatışmaların içinde hayatlarını kaybediyorlarsa bizler burada sadece seyirci olamayız. Belki de Türkiye’yi, dostlarının gözünde her geçen gün farklı ve erdemli kılan da budur. Afrika’ya yönelik politikamızın da, Arap Baharı’nda halkların yanında yer almamızın da altında yatan temel anlayış budur.”

10.04.2013

Dünya Hali - 10 Nisan 2013

Ayrıntılı bilgi için resme tıklayın 


Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük

11-12 Nisan 2013 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek olan sempozyumun amacı, içeriği, ele alınan konu başlıkları, katılımcıları…

Sempozyum Oturum Başlıkları:

“İslam ve İslamafobinin Avrupa’daki Varlığının Tarihsel ve Felsefi Kökenleri”;

“11 Eylül Sonrası Avrupa’da İslam ve İslamafobi”;

“İslam ve Çokkültürlülük”;

“Müslüman Göçmeler ve Avrupa”;

“İslam ve Avrupa Kimliği”;

“Türk Göçmenler ve İslam”;

“Avrupa Medyası ve İslam”;

“Karikatür, Sanat ve İslam”

“AB, Avrupa Siyaseti ve İslam”,

“Sivil Toplum ve İslam”


Doç. Dr. Murat Erdoğan
Sempozyum Genel Koordinatörü
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü

Yayından:
"Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi olarak biz yurt dışında yaşayan Türklerle ilgili araştırmalar yapıyoruz.
Bu konuya yoğunluk veriyoruz.
Biz her sene büyük çaplı bir sempozyum yapıyoruz. Bu sene en kapsamlı olanını gerçekleştiriyoruz.
Cumhurbaşkanımızın himayesinde gerçekleşiyor bu çalışma.
Biz sadece Türkiye ve Türkiye kökenli göçmenler değil Avrupa'daki bütün Müslümanları ele alacak bir konu tespit ettik bu yıl için.
Avrupa'da göç İslam ve çok kültürlülük başlığı altında çok farklı boyutlarla bu konuyu ele alacağız.
Avrupa toplumlarının, özellikle batı Avrupa'nın İslamla tanışıklığı son 50 yılda yoğunlaştı. Bu da işçi göçü ile gerçekleşti.
Avrupa'da özellikle Müslüman göçmenlere yönelik ciddi ayrımcılık politikaları olduğunu görüyoruz.
Müslümanlar Avrupa'da kalıcı hale geldiler. Avrupa'da şuan 20 milyon civarında Müslüman kökenli insan yaşıyor. Bu sayı da giderek artıyor.

Son dönemlerde Avrupa'da karikatür krizleri çok yaşandı.
Biz burada bir karikatür sergisi hazırladık. Avrupa'da da çıkan İslam ve İslamafobi karikatürleri. Bu karikatürler Avrupa'da tanınmış karikatüristler tarafından çizilmiş, tanınan gazetelerde çıkmış karikatürler. Bu sergimizi de cumhurbaşkanımız eşliğinde açma şansımız olacak. 
Bunun dünyaya yönelik önemli bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Çünkü genel batıda ki algı Müslümanlar karikatürü sevmez, karikatürden çekinirler şeklinde.
Panellerimizde çok önemli konuşmacılarımız olacak. Bir panelimiz özel olarak karikatüre ayrıldı. 5 tane Avrupa'dan karikatürist gelecek ve düşüncelerini açıklayacaklar.
Sanat hürriyeti, düşünce hürriyeti, inanç bağlantısı üzerinde konuşacaklar.
Yurt dışında yaşayan Türkler ile ilgili ciddi bir veri eksikliği var. Biz bu eksikliği bir parça olsun gidermek adına çaba içerisindeyiz. Bunu tartışacağız.
Çok önemli kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Sempozyum ile ilgili genel olarak bunları söyleyebilirim."


Dr. O. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Bundan yaklaşık 11 sene kadar önce Boğaziçi üniversitesinde uluslar arası bir toplantı yapıldı.
Türkiye'deki göç araştırmalarının durumu konulu bir toplantıydı bu.
Uluslar arası bilim adamları geldiler, konuşuldu ve ortak bir sonuca varıldı.
Türkiye'de gözleme dayalı ne yurt dışında ki Türklerle ilgili ne de Türkiye'de ki göçmenlerle ilgili  ciddi bir şekilde bilgi alt yapısının olmadığı ortaya çıktı.
Bu bilgi eksikliğini şuan da dahi biz hala hissetmekteyiz.
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nin kuruluşundan itibaren bu 3. ciddi bilimsel araştırma.
Biz yarın ki sempozyumda bu 3. araştırmanın sonuçlarını tartışacağız.


Herhangi bir araştırmanın mutlaka dayanaklarının olması lazım.
Bu dayanakları Türkiye'de ilk kez Hacettepe üniversitesi göç ve siyaset araştırmaları merkezi sağlamaya başladı.
6 ayda bir yapılacak olması sürekli bir nabız tutma olarak değerlendirilebilir.
Bu nabız tutulmadığı taktirde hem siyasi kararlarda hemde değerlendirmelerde genel olarak yanlışlıklar yapılır.
Hacettepe Üniversitesi'nin böyle bir inisiyatif alması Türkiye için bir ilktir."

Programı dinleyin:
1. Bölüm - Süre: 18'33"
2. Bölüm - Süre: 25'49"
Programın tamamı - Süre: 49'31"

3.04.2013

Dünya Hali - 3 Nisan 2013

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin tutumu ve
Toplum yaşamına her alanda katılım …

NSU cinayetlerinin görüleceği Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin duruşmaları izleyecek basın mensuplarına getirdiği sınırlama.  
Gazeteci gözüyle Almanya’da politik yaşam ve göç kökenlilerin politikadaki yeri
Göç kökenlilerin göçmenlikten yurttaşlığa geçişinde politika…
Çifte vatandaşlık ve demokratik katılım

  
Ahmet KÜLAHÇI
Hürriyet Avrupa Yazarı

Yayından:
"Almanya’daki Türk varlığı 50. yılını doldurdu. İnsanlarımızın çok büyük bir bölümü buralı oldu.
2000 yılından itibaren burada doğan insanlarımız otomatikman Alman vatandaşlığını almakta.
Fakat ne yazık ki bu konuda bir talihsizlik var. 18 ile 23 yaşları arasında tek vatandaşlıkta karar kılmak zorundalar.
Bunun değişmesi için politik partiler bir takım çaba göstermekte. Özellikle muhalefet partiler, 18 ila 23 yaşları arasında tek vatandaşlıkta karar kılınmasının kaldırılmasını istiyorlar.
Umarım iktidar değişikliği halinde bu mümkün olabilir.

Artık Almanya’daki insanlar gerçekten buralı. Toplumsal yaşamın her alanında buralı.
Almanya’da 800 bin civarında Türk kökenli seçmen var.
Politik partilerde en yüksek düzeyde yönetici konumunda Türk kökenli insanlar var.
Ben inanıyorum ki Türk kökenli insanlar önümüzdeki yıllarda daha ağır olarak politikada da yerlerini alacak.
Bu insanlar elbette Almanya’nın milletvekilleridir ancak göçmen konusunda, göçmenlerin hakları konusunda bu insanlar daha fazla duyarlılık göstermekte.
Önerileriyle parti arkadaşlarını ve diğerlerini ikna etme olasılığı daha fazladır.
O nedenle ben buradaki Türk ve göçmen kökenli politikacı sayısının önümüzdeki dönemlerde artacağına gönülden inanıyorum."



Dr. O. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları 

Yayından:
"Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırma Merkezi’nin Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede yaptırdığı yeni bir anket var.
Bu anketin ilk sonuçlarına baktığımızda, yurt dışında yaşayan Türklerin öncelikle Türkiye siyaseti ile meşgul olduklarını görüyoruz.
Bu zaman içerisinde değişmesi gereken bir şey.
Yani içinde yaşadığı ülkenin, içinde yaşadığı toplumun, karar verme süreçlerine müdahil hale gelecek konumda olmak lazım. Bunun içinde bir şekilde siyasete katılmak gerekir.

Siyasete katılmak ille de en üst düzeyde olmayı gerektirmez.
Önemli olan demokratik yaşamın çeşitli alanlarında kendilerini hissettirmeleri.
Bu bir dernek de olabilir, Belediye meclisi de olabilir.
Siyasi derneklere gidip üye olunması gerekir.
Siyasi partilere üye olmak lazım, siyasi partilerde görev almak lazım.
Artık kendini içinde yaşadığı toplumun bir parçası olarak hisseden Türkler açısından bunlar birer görevdir.
Bunları yapmak zorundalar. Yapacaklardır da. Ben buna inanıyorum."


Programı dinleyin:

1. Bölüm - Süre: 21'49"
2. Bölüm - Süre: 23'17"
Programın tamamı - Süre: 50'49"


Ahmet Külahçı'nın konuyla ilgili yazısı:
Schleswig’de oluyorsa Münih’te neden olmasın

27.03.2013

Dünya Hali - 27 Mart 2013



Toplum yaşamına her alanda katılım ve politika…
  
Göç kökenlilerin göçmenlikten yurttaşlığa geçişinde politika…
Çifte vatandaşlık ve demokratik katılım

 Arif Ünal
Kuzey Ren Westfalya Eyalet Milletvekili
(Yeşiller Partisi)

Yayından:
"Göçmen kökenli insanların politik katılımı ve sosyal uyumları için çok fazla konsept üretilmedi ne yazık ki.
O nedenle şuanda geldiğimiz noktada, içerisinde bulunduğumuz ortamda, göçmen kökenli insanların politikaya katılımlarında bir çok eksiklikler var.
Bunu sadece partilere üyelik ve belirli fonksiyonlara gelmekle sınırlamamak gerekiyor.
Parlamento dışı politik katılımda da bir çok eksiklikler var.
Son yıllarda, özellikle 3. nesilde politikaya ilginin artması, burada yetişen gençlerimizin daha aktif partilerde görev alması ile birlikte bu durum yavaş yavaş değişmeye başladı.

1. nesil buraya geldiğinde nasıl olsa geri döneceğiz mantığı içerisindeydi.
Kendilerini misafir olarak hissediyorlardı ve ne yazık ki 60'lı 70'li 80'li yıllarda gelen politikacıların hepside siz burada misafirsiniz ve sakın ev sahibinin işlerine karışmayın tavsiyelerinde bulundular.
Bu felsefe 1. nesilde zaten vardı ve maalesef bunlar 2. nesile de aktarıldı.
Ancak burada yetişen 3. nesil aynı Alman arkadaşları gibi okula gidiyor, ana dilinden daha iyi Almanca biliyor. Alman toplumu içerisinde oranın bir üyesi gibi yaşıyor.
Ama öyle bir nokta geliyor ki yabancı düşmanlığıyla karşılaştığı zaman babası ve dedesi gibi her şeyi kabullenmek istemiyor bu insanlar.
1, nesilde yabancı düşmanlığıyla karşılaşıldığında bunlar böyle denilip hiç bir şey denmeden çekip gidiliyordu.
Ama 3. nesil öyle demiyor. Ben bu toplumun bir üyesiyim, bana farklı davranamazsınız anlayışı ile sesini çıkarıyor.
Bu şekilde 3. nesilde yeniden bir bilinçlenme, politik katılım konusunda aktif görev alma eğilimi kendiliğinden zaten oluşuyor.
Bu çok güzel bir gelişme."


Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü

Yayından:
"Siyasete birden bodozlama bir şekilde katılmak olmaz.
Siyasete toplum içerisinde, toplumun diğer kurumlarında, sivil toplum örgütlerinde, toplumun tümünü ilgilendiren kuruluşlarla başlamak lazım ki zaman içerisinde toplum içerisinde kabul görüp, arkasından da siyasi karar alma mekanizmalarına kadar giden süreçlere gidilebilsin.
Bizim yurttaşlarımız sürekli şikayet edilen bir paralel toplumda yaşamayı yeğler gibi oldular.
Tabi bu kendi suçları değil.
Mümkün olduğu kadar toplumun bütün aktivitelerine katılmaları gerekir diye bekleniyordu kendilerinden ama gerek dil sorunu, gerek Almanların gerekli kabul kültürünü geliştirmemiş olmasından dolayı katılım güçlü olmadı.

Toplumun içerisinde yer almak, toplumun bütün aktivitelerinin içerisinde yer almak, dolayısı ile toplumun geri kalan kısmıyla da temas içerisinde olmak gerekir.
Bu süreçler yaşandığı taktirde tabi ki siyaset de söz konusu olacak.
Şimdi o noktaya yavaş yavaş yaklaşıyoruz.
Biz göçmen kökenli insanlar olarak o toplum içerisinde saygın ve güçlü olabilmek için kabul görmemiz gerekir.
Kabul görmek de öyle tepeden inmeyle değil aşağıdan mücadele ile olacaktır.
Ama gidişat fena değil doğrusunu söylemek gerekirse."


Dr. O. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Bizde siyaset demek mecliste olmak gibi oluyor. Herkesin hedefi ileride.
Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri sivil toplum ayağımızın zayıf olması.
Sivil toplumculuk konusunda kendi ülkemizde de daha yeni yeni gelişme halindeyiz.
Aktif olmayan, belirli bir hedefi olmayan, sadece okey oynamak sohbet etmek için kurulan bir sürü dernekten söz edebiliriz.
Bu yurt dışında da böyle.
Sivil toplumun ne olduğunun, ne anlama geldiğinin aslında farkındalardı ama aktif katılım konusunda dil engelleri vardı.
Böyle olunca ilk sivil toplum örgütleri, Türklerin kendi aralarında kurduğu, Türkçe konuşulan ve Türkiye üzerine konsantre olunmuş en fazla cami yaptıralım diye oluşturulan sivil toplum örgütleriydi.
Şimdi bu kimlik değişiyor.
Bambaşka yapılar ortaya çıkmaya başladı. Bu konuda da umutlanmamak elde değil.

Siyasi süreçler Avrupa'da ortaokul döneminde başlıyor.
Çocuklar o yaşlarda partilere üye olabiliyorlar, derneklere üye olabiliyorlar, aktif oluyorlar ve ciddi bir öğrenme sürecine giriyorlar.
Bizde yarın bir telefon gelse sizi milletvekili yapıyoruz diye yaparlar. Bugüne kadar siyasetle hiç işi olmamıştır ama yaparlar.
Avrupa'da iş daha farklı yürüyor.
Gerçekten bu işin içerisinde emek vermiş olmanız ve parti içi mücadelelerden geçmiş olmanız gerekir."


Dinle 1. Bölüm Süre: 25'
Dinle 2. Bölüm Süre: 20'27"
Dinle: Yayının tamamı Süre: 50'33"

20.03.2013

Dünya Hali - 20 Mart 2013

Arif Ünal
Almanya Türk toplumu açısından siyasal yaşam ve katılım 

Siyaset algılamaları
Örgütlü ve örgütsüz katılım
Makro ve mikro düzeylerde katılım
Yerel ve federal düzeyde katılım



Arif Ünal 
Kuzey Ren Westfalya Eyalet Milletvekili
(Yeşiller Partisi)


Yayından:
"Almanya'nın federal yapısından kaynaklı bir karışıklık söz konusu.
Yeşiller'in oluşturduğu bir hükümet şuan iş başında.
Şu an bütçe tartışmaları söz konusu.
22 Eylül 2013 de federal seçimler yapılacak.
Dolayısı ile politik konjonktür daha çok federal seçimlere yönelik çalışmalara odaklanmış durumda.
Eyaletler düzeyinde günlük işlerimizi yapmaya çalışıyoruz.

"Seçimlere hazırlık süreci hemen hemen her tarafta olduğu gibi burada da aşağı yukarı 1 yıl öncesinden başlıyor.
Seçim yasasına göre belirli prosedürleri yerine getirmek gerekiyor.
Üye toplantıları yapmak, milletvekili adaylarını demokratik biçimde seçmek, bunların gerekli formalitelerinin yerine getirilmesi ve paralel olarak da seçim programlarının hazırlanması süreci çok yoğun geçiyor.
Seçim çalışmaları son 3-4 hafta arasında yoğunlaşıyor.
Türkiye'de bizim alışık olduğumuz seçim havası burada yaşanmıyor.
Afişler toplantılar oluyor ama seçim 24 saat maalesef insanların gündemine girmiyor.
Bu yüzden eyalet ve yerel seçimlere ilgi de gittikçe azalıyor.
En son seçimlerde %65 oranındaydı seçime katılım oranı. 
Yani seçimlerde halkın büyük bir bölümünde ilgisizlik söz konusu burada."



Doç. Dr. Murat Erdoğan 
Hacettepe Üniversitesi


Yayından:
"Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü

Biz şuan Avrupa'da bir araştırma yapıyoruz. Bu araştırma devam ediyor.
Önümüzdeki seçimlerden itibaren Türkiye seçimleri için de yurt dışında bulunan vatandaşlarımız bulunduğu ülkelerde oy kullanabilecekler.
Buradan hareketle biz bir soru sorduk ve sonuçları geldi.
Almaya'da ki bir seçimde oy kullanmaya gitmeye ne kadar heveslisiniz, ya da Türkiye'deki seçimlerde oy kullanmaya ne kadar heveslisiniz diye sorduk.
Türkiye'deki seçime ilginin 2 kat fazla olduğunu gördük.
Almanya'daki seçime yaklaşık %20-%25 civarında bir katılım olacağı söylenirken bu oran Türkiye'deki seçimler için %40'ın üzerinde.
Bu uzun uzun üzerinde düşünülmesi ve analiz edilmesi gereken bir şey."


Dr. O. Can Ünver 

Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Göçmen kökenliler arasında artık katılımcı ruhun gelişmiş olması lazım.
Bir çok yerde imza kampanyası yürütüyor durumda göçmen dernekleri.
Çifte vatandaşlık yasasının gelmiş olması siyasete daha fazla katılmayı mümkün kılacaktır.
Avrupa birliği ülkesinden gelmediği için 33 yıldır Köln'de yaşayan bir Türk vatandaşı Köln Belediye Başkanı seçiminde oy kullanamazken, 3 ay önce Köln'e gelen Bir Belçika vatandaşının bu seçimde oy kullanabiliyor olması skandaldır.
Böyle bir şey olamaz.
Bunları yavaş yavaş ortadan kaldıracak bir yaklaşım, anlayış değişikliğini en azından biz Türkiye'den baktığımızda ümitle bekliyoruz."


Dinle 1. Bölüm Süre: 30'15"
Dinle 2. Bölüm Süre: 15'10"
Dinle: Yayının tamamı Süre: 51'15"

13.03.2013

Dünya Hali - 13 Mart 2013

Toplantıya Katılanlar Anadolu Üniversitesi'nin 
Köln'deki Batı Avrupa Bürosu önünde
Avrupa’da Türkçe öğretimi yeni bir kavşakta

T.C. Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı,  Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, TRT- Okul Kanalı, Ankara Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’nin  paydaş olduğu ‘’Yurtdışındaki Türklere Türkçe Öğretimi’’ projesinin amaç ve kapsamı...
Türkçe öğretimi için benimsenecek yöntemler...
Yurtdışındaki  Türk kitlesine eğitim-öğretim amacıyla en hızlı ve etkili  ulaşabilmenin yolları...

Dr. Dilek Yankaya
Türkçe öğretimi proje koordinatörü

Yayından:
"Hem mesleki açıdan hem kültürel açıdan Türkiye'ye ilgi giderek artıyor.
Türkiye'de çok ciddi bir ekonomik büyüme, bir dinamizm, bir canlanma görülüyor.
Dolayısı ile Türkiye'ye ilgi artıyor.
Gençlerin daha iyi konuşabilmesi için, daha çok Türkiye'ye gidip gelmeleri ya da burada yer almaları için bu projenin çok önemli bir yeri var.
Avrupa parlamentosunun Türkçeyi öncelikli öğretecek diller arasına almış olması projenin derlenmesinde büyük kolaylık sağlayacak.
Bunların çok önemli olduğunu düşünüyorum."


Dr. A. Atilla Doğan
Anadolu Üniversitesi Batı Avrupa Programları Koordinatörü

Yayından:

"Türkçe öğretiminin en büyük sorunlardan biri olduğu biliniyor.
Avrupa'daki Türklerin ve Türk olmayanların Türkçeyi öğrenme isteğini karşılamak amacıyla Anadolu üniversitesi çatı kuruluş olarak çalışmalarını sürdürüyor.
Bu çok önemli bir sorunun çözümü için, Türkiye'nin çok önemli bir kurumunun, Türkiye'nin diğer önemli kurumlarıyla iş birliği yaparak, artık bu işin bir sahibi olduğunu belirleyen bir girişimin ilk adımları atıldı.
Gerçekleştiği taktirde yurt dışındaki Türklerin ve aynı zamanda Türkçe öğrenmek isteyen herkesin başvurabileceği, kaliteli, tüm eğitim öğretim sistemlerinin kullanıldığı bir hizmetin arefesindeyiz diyebilirim."

Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu Onursal Başkanı

Yayından:
"40-50 yıldan beri Türkçe için Türkiye için çok şey yapıldı ama bunlar hep kopuk kopuk olan çalışmalardı.
Sorunlar bir bütün olarak değil parça parça ele alındı, bu parçalar birleştirilemedi.
Yapılan toplantıda ben büyük bir kararlılık gördüm. o yüzden projeden çok umutluyum.
Son yıllarda Türkiye'nin ekonomisi çok büyüdü. Dünyada da siyasi ağırlığı artıyor.
Bu tek başına yetmez birde kültürle desteklenmesi gerekiyor. Bu ihtiyaç da giderilirse alınacak kararlar daha iyi hayata geçecektir diye düşünüyorum."


Dr. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Türkçe konusunda geride kalan 50 yıl içerisinde epey zaman kaybettiğimiz kanaatindeyim.

Özellikle okul eğitimi çerçevesinde bir takım sonuçlara ulaşılmaya çalışıldı.
İlk kez böyle kurumsal olarak bir adım atıldığı gözüküyor.
Anadolu üniversitesinin Türkiye'de çığır açan bir konumu var.
Koşullar şimdi daha oluşmuş gibi gözükmekte.
Açık lise açık üniversite derken şimdi böyle bir altyapı ile diğer kurumlarında katkısıyla Türkiye bu işte önemli bir adım atmış vaziyettedir.
Bunu kabul etmek lazım.
Dilimizi öncelikle Türklere, yeni kuşaklara en iyi şekilde öğretecek duruma geliyoruz bu projeyle.
Onun ötesinde Türk olmayanlara bu dili öğretmeye başlıyorsak bu büyük bir gelişmedir."



Yayını dinleyin:
1. BÖLÜM - Süre: 24'31"
2. BÖLÜM - Süre: 10'12"
3. BÖLÜM - Süre: 10'46"
YAYININ TAMAMI: Süre: 50'14"

6.03.2013

Dünya Hali - 6 Mart 2012


Almanya Türk toplumu açısından siyasal yaşam ve katılım
Siyaset algılamaları
Örgütlü ve örgütsüz katılım
Makro ve mikro düzeylerde katılım
Yerel ve federal düzeyde katılım


Mete Atay
Almanya Türk Öğretmenler Federasyonu  Onursal  Başkanı

Yayından:
"Almanya'da artık ciddi anlamda Türklerin siyasete katılımı tartışılmaya başlandı.
Türkler siyasi katılım konusunda maalesef biraz geç kaldılar.
1. 2. kuşakta ki insanların dil sorunları vardı.
Nasıl olsa biz geçiciyiz diye düşünüyorlardı. Kendilerini buraya ait hissetmiyorlardı.
Bunlar Türkler tarafından kaynaklanan nedenler ama Almanya açısından da engeller vardı.
Almanya Türkleri yönetime siyasi katılımcı olarak görmek istemedi.
Almanya'da Türk vatandaşının bir siyasi partiye üye olması mümkün değildi.
Yerel yönetimlerde veya eyalet düzeyinde görev verilmek istenmedi.
Bunlarda Almanya açısından Türklerin siyası katılımını geciktiren etkenlerdi.

Siyası katılımın önündeki engeller her şeyden önce Türklerin Alman vatandaşlığına geçmesi ile ortadan kalktı.
Oradaki sivil toplum örgütleri güçlendikçe siyasi katılımın içerisinde kendilerini hissetmeye ve hissettirmeye başladılar.
Sivil toplum örgütleri bir noktada siyası katılımı besleyen damarların başında geliyor.
Sivil toplum örgütleri güçlendikçe Almanya'da ki siyasi partiler o insanları partilerinin içine çekmek için davette bulundular."


Dr. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Bizim insanlarımız siyasi aidiyetlerine meraklı insanlar.
Özellikle Türkiye'den gittikleri vakit, gittikleri dönemde beraberinde siyasi aidiyetlerini de beraberinde götürdüler.
70'li 80'li yıllarda dernekler ve ibadethaneler bazında ciddi bir kutuplaşma yaşandı Almanya'da.
Türkiye odaklı siyasetten kaynaklanan bir şeydi bu.
Tamamen kutuplaşma bitmiş değil ama özellikle yeni kuşakların yetişmesi ile birlikte içinde yaşanılan toplumun sorunlarına görüşler oluşturmaya başladı insanlar.
Dolayısı olumlu denilebilecek bir yaklaşım ortaya çıktı. Fakat yinede yetersiz.
Kırılgan bir grup olan göçmenlerin, aslında daha fazla siyasete katılmaları kendi menfaatleri için önemli.
Bu menfaatleri görmüyorlarsa o zaman bıkmadan anlatmak lazım. 

Almanya'da genel seçim yaklaşıyor. 
Şuan da zannediyorum 5-6 milletvekilimiz var mecliste. Bu sayının artmasını arzu ediyoruz.
Daha çok katılım olsun, daha etkili olalım istiyoruz."

27.02.2013

Dünya Hali - 27 Şubat 2013


Kalmak mı zor, dönmek mi? – 3
Belçika’da misafirlikten kalıcı yerleşme aşamasında Türk vatandaşlarının Türkiye’ye dönüşleriyle ilgili sorunlar
Dönüşün psikolojisi
Dönmek kararı almak ne anlama geliyor?
Belçika’da yaşayan Türk vatandaşları için dönüş ne kadar güçlü bir seçenek?
İkinci vatanda kalmayı zorlaştıran faktörler?
Belçika’da bulunuş uzun bir misafirlik mi, yerleşikliğe geçiş mi?
Dönmek isteyenlerin dönme nedenleri?
Kalmak isteyenlerin kalma nedenleri?
Dönenler için Türkiye cennet mi?
Belçika’ya yerleşenler için dönmek düşüncesi tamamen sona eriyor mu?


Birsen Taşpınar/Berchem-Belçika
Psikolog

Yayından:
"Şuan ben Türkiye'de geçici bir süre kaldığım için buradan bakıldığında dönüş sayılıyor.
Psikolojik bilim dalında biz buna tersine göç diyoruz.
Dünyanın her tarafında göç her zaman bir bölgeden bir bölgeye insanın daha kaliteli yaşaması için bir girişimdir.

Belçika'da da şu anda daha yoğunlaşmaya başladı tersine göç.
Göç evliliği yapıp da orada bir süre evliliğini sürdüren ve daha sonra Türkiye'ye kesin dönüş yapan insanlar var.
Ayrılıp tekrar hayatını burada sürdürmeye karar veren insanlar var.
3. ve 4. nesil çok ilginç bir grup aslında. Çünkü göç evliliği yapan insanlar burada büyümüş olabilirler ve Türkiyeyi daha iyi bilirler. Çocukluk eğitimlerini alıp buradan gitmişlerdir bir çoğu.
3. ve 4. nesilde böyle bir şeyin olması Avrupalıların baya bir ilgisini çekmeye başladı.
O grubu araştırmaya başladılar.
Vatandaşlarımızın bir kısmı 3. 4. sınıf muamelesi gördükleri için, ırkçılığa karşı tavrını ortaya koyarak Türkiye'ye dönüş yaptılar.
Burada neyim var neyim yok satayım Türkiye'ye kesin dönüş yapayım diyen bir grup var.
Geçici süre geri dönüş yapan bir grup var.
Birde zorunlu geri dönüş yapan grup var."


Rıfat Can/Belçika
Belçika Türk Dernekleri Birliği Başkanı

Yayından:
"Belçika'da sayıları çok büyük olmasa da tersine dönüş döneminin başladığını görüyoruz.
Türkiye şartlarının iyileşmesinden dolayı burada umduğunu bulamayan vatandaşlarımız Türkiye'de yatırım yapmak istiyorlar.
Ayrıca eğitimini burada tamamlamış Türkiye'de daha çok katkı sağlayabileceğini düşünen, iş sahası bulabileceğine inanan gençler ve eğitimciler olduğunu da görüyoruz.
Buraya gelmiş hayal kırıklığına uğramış, umduğunu bulamayıp geri dönen vatandaşlarımız da var.
Bunların sayısı çok miktarda değil ama insanlarımızın Türkiye'ye olan bağlılığını ve Türkiye'nin daha gelişmiş olduğunu görebiliyoruz.
Diğer Avrupa ülkeleriyle Belçikayı kıyaslayacak olursak, Belçika'da çifte vatandaşlık verilmiş olmasından dolayı buradaki vatandaşlarımız Belçika vatandaşlığına geçmiş bulunmaktalar.
İstediği zaman istedikleri yerlere burada ki haklarını koruyarak gitme ve uzun süre kalma hakları var.
Bu da buradaki kesin dönüşü etkilemiş, azaltmış oluyor."

Dr. Can Ünver 
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

Yayından:
"Çifte vatandaşlığa sahip olmak çok büyük bir avantaj.
Bu avantajdan geniş biçimde yararlanmak lazım.
Daha iyi koşullara ulaşmak ve yaşam standartlarını geliştirmek için bu avantajdan yararlanılıyor.
Bunların sayısında da önemli artış var.
Sayı konusu da aslında tartışmalı. Çünkü bununla ilgili güvenilir bir istatistik yok elimizde maalesef.
Ben akademik araştırmaların çok yetersiz olduğu kanaatini taşıyorum.
Daha sağlıklı öngörülerde bulunabilmek için bunların araştırılması lazım.

Yurt dışından buraya gelen vatandaşlarımız ya da soydaşlarımız için Türkiye'de onları yönlendirecek bir kurum yok.
Ne devlet kurumları ne sivil toplum kuruluşları tarafından bir mekanizma oluşturulabilmiş değil.
Onların hem bireysel olarak çıkarlarını düşünen hem Türk toplumuna olacak katkılarını düşünen bir mekanizmanın oluşması gerektiğini düşünüyorum."


Doç. Dr. Murat Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi
Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü

Yayından:
"Türkiye kendini geliştirdikçe, daha yaşanılır bir hale geldikçe, insanlar ekonomik açıdan kendilerine daha iyi imkanlar bulabildikçe, demokrasi ve insan hakları alanında gelişmeler oldukça insanlar tabi ki kendi ülkelerini tercih ederler.
Gerçekten güzel bir ülkemiz var. İnanılmaz doğası olan, tüm mevsimleri bir arada yaşayan, insanların büyük ölçüde insanlıklarını koruduğu ve insanlık temasının önemli olduğu bir ülke Türkiye.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sıkıntılarından biri sokaklarda kimsenin olmamasıdır. Niye yok derler, bunu garipserler.
Aile ilişkilerinde, dostluk ilişkilerinde belirli sınırlar vardır bunu algılamakta zorlanırlar.
Dolayısı ile Türkiye'nin böyle bir çekicilik alanı var.
İnsanlar bir değerlendirme yapıyorlar ve bunun sonucunda rasyonel bir sonuca ulaşıyorlar.
Ben Türkiye'de de işler yapabilirim. Yaşadığım ülkenin dilini öğrendim, öğrendiğim dillerle kendini dışarıya açan bir Türkiye'de iş bulabilirim diye düşünüyor insanlar.
Hem para kazanırım hem Türkiye'de yaşarım düşüncesindeler.
Bu çok güzel bir şey."


19.02.2013

Dünya Hali - 20 Şubat 2012

Kalmak mı zor, dönmek mi? – 2 
Avrupa’da misafirlikten kalıcı yerleşme aşamasında Türk vatandaşlarının Türkiye’ye dönüşleriyle ilgili sorunlar


· Fransa ve Hollanda’da yaşayan Türk vatandaşları için dönüş ne kadar güçlü bir seçenek?
· İkinci vatanda kalmayı zorlaştıran faktörler?
· Hollanda bulunuş uzun bir misafirlik mi, yerleşikliğe geçiş mi?
· Dönmek isteyenlerin dönme nedenleri?
· Kalmak isteyenlerin kalma nedenleri?
· Dönenler için Türkiye cennet mi?
· Hollanda’ya yerleşenler için dönmek düşüncesi tamamen sona eriyor mu?
Veysel Filiz

Veysel Filiz
Avrupa Müslüman Girişimi Sözcüsü
(Ankara TRT Türkiye'nin Sesi stüdyosunda)

Yayından:

"Bizler gurbetliği tam manasıyla yaşamış kitleleriz.
Yalnızlıkları, iletişimsizlikleri, uzaklığın ne olduğunu tam anlamıyla yaşadık.
Biz uzaklarda kaldık, ailelerimizden yakınlarımızdan koptuk, yakınlarımızı kaybettik cenazesine gidemedik.
Şen şakrak gülerek eğlenerek geçen bir tarih değil gurbetlik tarihi.
Biz Avrupa’dakiler artık gurbetliği üzerimizden sildik, artık Avrupalı Türkler olarak orada kaldık.
Oradaki kimliklerimizle yeni bir hayatı, önümüze bakarak yaşamamız gerektiğini düşünerek, şimdi güçlü kimlikler olmaya çalışıyoruz.
Bizlerden, Avrupalı Türklerden bahsedilirken göçmen değil tamamen oranın yurttaşları olduğumuzu görmemiz gerektiğini düşünüyoruz."



Ahmet Azdural
Ahmet Azdural 
Hollanda Türkler İçin Danışma Kurulu

Yayından:
"Geri dönüş olayı ya da geri dönüş duygusu göç olgusunun temelinde yatan unsurlardan birisidir.
İnsanlar daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak için, bir yerden bir başka yere göç ettiklerinde ilk amaç, kısa bir süre sonra yeterli para kazanıp geldiği ülkeye geri dönmektir. 
Yani kendi geleceğini hazırlamak için göç eder insanlar.
Bu geri dönme düşüncesi her zaman var olmasına rağmen uygulamada büyük ölçüde gerçekleşmemektedir.
Çünkü insanlar yeni yaşadığı ülkede hızlı çalışmak, para kazanmak istiyor ancak bu istem kısa bir sürede gerçekleşmiyor.
Yıllar uzadıkça çocuklar oluyor, çocuklar o ülkede büyüyor , çocuklar büyüdükten sonra da geldiği ülkeye geri dönmek büyük ölçüde mümkün olmuyor."


Dr. Can Ünver
Türksam Göç Araştırmaları Enstitüsü Başkanı
(Ankara TRT Türkiye'nin Sesi stüdyosunda)

Yayından:

"Göçmen sıfatı taşıyan insanların çok çelişkili bir hayatı oldu.
Yavaş yavaş yerleşik hale geçtik. Bu yerleşik hale geçmek yalnız sayılarla değil zihinde de yerleşmeye başladı.

Avrupa’da doğup büyüyüp, öğrenim görüp, mesleki nitelik kazandıktan

sonra Türkiye’ye gelip Türkiye’ye yerleşmeyi tercih eden bir kitle var son dönemde.
Türkiye’ye gelip yaşamak isteyen gençlerle mülakatlar yapıldı.
Mülakatlarda sorulan sorular hep aynı.
Türkiye’ye gelmekten memnun musunuz ?
Çok memnunuz.
Dönmeyi düşünüyor musunuz ?
Hayır.
Ama bunu bilemeyiz. Koşullar çok çabuk değişiyor.
Bunu ancak ilerleyen yıllarda görebiliriz."



DİNLE: Veysel Filiz, Ahmet Azdural, Can Ünver 1. Bölüm Süre: 20'
DİNLE: Veysel Filiz, Ahmet Azdural, Can Ünver 1. Bölüm Süre: 26'

15.02.2013

Müslümanlarla diyaloga katkı

(©picture alliance / dpa)

Entegrasyon bir kilometre taşı: Münster'de İslam İlahiyatı Merkezi açıldı. Burada Almanya'daki İslam dini dersleri için öğretmenler yetiştirilecek, ama cami imamları da yetiştirilecek. Münster/Osnabrück Üniversitesi yetkililerinin verdiği bilgilere göre İslam Dini Öğretisi bölümünün öğrenci kontenjanı başlangıçta 120 olacak. Bu alanın öğretmenlerine özellikle Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde ihtiyaç duyuluyor. Bu eyalet 2012/13 öğrenim yılıyla birlikte İslam dini derslerini başlattı. Toplam 700.000 Müslüman öğrenci düşünüldüğünde ve bu uygulama 16 eyalete de yayıldığında bugünkü koşullara göre 2000 öğretmene ihtiyaç olacak. Federal Hükumet Münster/Osnabrück, Frankfurt/Gießen, Nürnberg/Erlangen ve Tübingen'deki toplam dört merkezi destekleyerek Almanya'da İslam ilahiyatının gelişimine ve entegrasyona katkıyı amaçlıyor. Almanya'da yaklaşık dört milyon Müslüman yaşıyor.
Kaynak: Almanya'nın Türkiye'deki Temsilciliklerinin Haber Bülteni ŞUBAT-01-2013
Almanya'da Müslümanlarla diyaloga katkı