11.04.2013

Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük

Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük-2

Sempozyumdan:
İbrahim Sirkeci
Kenan Kolat
Veysel Filiz
Ömür Orhon
Nihat Sorgeç



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Avrupa’da Göç, İslam ve Çokkültürlülük” konulu sempozyumun açılışına katılarak bir konuşma yaptı.

“GÖÇ, İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ BİR OLGUDUR”

Göçün, insanlık tarihi kadar eski bir olgu, olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, tarihin her döneminde göç, toplumların, devletlerin ve kıtaların kaderini etkilediğini, bu nedenle göçün tarihine değinmeden, insanlık tarihini yazmanın mümkün olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, 20. yüzyılın “nüfus patlaması ve şehirleşme”nin asrı olarak nitelendirilmesi halinde, 21. yüzyılın “yaşlanan nüfus, toplumsal çeşitlilik ve uluslararası göçün” asrı olmasını muhtemel olduğunu belirterek, “Bu nedenle, Hacettepe Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştiren ‘Göç, İslam ve Çokkültürlülük’ başlıklı sempozyuma himaye verdim” dedi.

“GÖÇLERE EN FAZLA ŞAHİT OLMUŞ COĞRAFYALARDAN BİRİSİ DE ANADOLU’DUR”

Bilimsel araştırmaların insanlığın Afrika civarlarından tüm dünyaya yayıldığını gösterdiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, bu durumda, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün, tarihin bir döneminde bir şekilde göç etmiş toplumlardan oluştuğunu aktararak şöyle söyledi, “Söz konusu göçlere en fazla şahit olmuş coğrafyalardan birisi de kuşkusuz Anadolu’dur. Bugün de iç savaştan kaçan yüzbinlerce Suriyeli komşumuzu bu topraklarda ağırlıyoruz. Geleneksel olarak göçte kaynak ve transit konumda bulunan Türkiye, güçlenen ekonomisiyle artan ölçüde göç alan ülke haline de gelmiştir.

YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU

Cumhurbaşkanı Gül, ülkemiz bakımından artık çok boyutlu bir nitelik kazanan göç sorunlarına layıkıyla cevap verebilmek için Hükümet tarafından hazırlanan “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” tasarısını 4 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis’inde kabul edildiğini kendisinin de bu yasayı dün imzaladığını ifade etti.

“GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ” KURULUYOR

“Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”nun yürürlüğe girmesiyle, göç ve iltica konularında güncel şartlara cevap veren bir mevzuatın meydana getirildiğini aktaran Cumhurbaşkanı Gül, ayrıca, yeni yasa ile göç konusunun tüm alanlarında görev yapacak İçişleri Bakanlığı bünyesinde “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü” kurulacağını bildirdi.

Yoksulluk, doğal ve çevre felaketleri gibi sebeplerle insanların doğdukları yerlerden göç etmek zorunda kaldığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, küresel ısınmanın etkisiyle önümüzdeki dönemde artan bir şekilde “ekolojik göç” olgusuyla karşılaşılacağını belirtti.

“GÖÇ KONUSU İNSANLIK HAYSİYETİ İLE ELE ALINMALI”

Bugünün güçlü ve müreffeh ülke ve kıtalarının da bundan yüzyıl sonra kaderinin hangi yönde ilerleyeceğini bilinemeyeceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla, göç konusuna insanlık haysiyeti ve demokratik değerler çerçevesinden bakmak ve meseleyi bu değerleri akılda tutarak çözmek mecburiyetindeyiz. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı gibi değerler, Avrupa’da doğan ve küresel ölçekte yansımaları olan değerlerdir. Ancak, bugün Batı dünyasında farklılıkları çatışma sebebi olarak gören aşırı görüşlerin halen zemin kazanabildiğine maalesef şahit oluyoruz. Irkçılık, İslam-karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı, Avrupa’yı etkisine alan ekonomik krizle de bağlantılı olarak ciddi bir endişe kaynağı olmaya başlamıştır.”

Göçmenleri güvenlik, işsizlik, suç, fakirlik ve diğer sosyal sorunların ana sebebi şeklinde gösteren partilerin oy oranları arttığına da dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, halkın bu korkularına karşı, göç konusunda sert tedbirler alan hükümetler ve ana siyasi partilerin verdiği tepki de ayrı bir endişe sebebi olduğunu ifade etti.

Irkçılık, farklı kültürler ve hayat biçimlerine dönük hoşgörüsüzlüğü “Batı toplumlarının en müzmin hastalıklarından birisi” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Gül, bu hastalığın, toplumsal refah dönemlerinde kontrol altına alınabilse de, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde yeniden baş gösterdiğini söyledi.

AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇI HAREKETLER

Cumhurbaşkanı Gül, bu hastalığın Avrupa’da genellikle, farklı dinden olan bir gruba dönük olarak nüksettiğini belirterek, “Geçmişte yaşanılmış ve bugün de insanlığın kolektif hafızasında birer kara leke olarak duran olayları burada hatırlatmak istemiyorum. Temennimiz bu tür acıların bir daha asla yaşanmamasıdır. Avrupa’da sayıları 5 milyona yaklaşan Türkler, maalesef bu tarz ırkçı hareketlerin boy hedefi haline gelmiştir. Benzer şekilde Avrupa’da yaşayan diğer Müslümanlar da hem nefret suçlarına, hem de fiziki saldırılara maruz kalmaktadırlar. Çoğulcu demokrasilerde her zaman birtakım aşırı uçtaki siyasi hareketlerin olması mümkündür. Bu marjinal gruplar demokrasinin sağladığı özgürlükleri kötü amaçları doğrultusunda istismar edebilmektedirler. Bu tür aşırı fikirler ile mücadele ederken meşru yollara başvurmak esas olmalıdır. Haklıyken, haksız duruma düşülmemelidir” dedi.

“ORTAK BİR VİCDANA SAHİP HERKESİ, AŞIRI AKIMLARLA MÜCADELEYE DAVET EDİYORUM”

Avrupa’da yaşayan Müslümanların, demokratik ve hukuki mekanizmaları işleterek, bu tür saldırgan ve ırkçı siyasetin gerçek yüzünü içinde yaşadıkları toplumlara göstermeleri gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, ırkçılık ve ayrımcılığın demokrasinin düşmanı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, bu tehdidin, “demokrasinin kendini koruma” reflekslerini harekete geçirilerek bertaraf edilebileceğini belirterek bu nedenle, Avrupa’da insani ve demokratik değerler bakımından “ortak bir vicdana” sahip olan herkesi, bu tür aşırı akımlarla mücadele etmeye davet ettiğini aktardı.

Bugün yaşadığımız çağa bir isim vermek gerekirse toplumsal çeşitliliğin bu bağlamda ilk akla gelen unsurlardan biri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, bu sürecin, küreselleşen dünyada sosyal mobilitenin artması ve çok çeşitli gerekçelere dayanan göçlerin yoğunluk kazanması ile de bağlantılı olduğunu ifade etti.

“KÜLTÜREL, DİNÎ VE ETNİK FARKLILIKLARI ZENGİNLİK OLARAK GÖRMELİYİZ”

Gelişmiş ülkelerin nüfusunun gittikçe yaşlandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, “Bu durumun yarattığı sıkıntılara çare bulmak bakımından uluslararası göç, geçmişte olduğu gibi bugün de ekonomik bir düzeltme faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum içinde artan kültürel, dini ve etnik farklılıklar, yeni bölünme ve gerginliklerin kaynağı olarak takdim edilebilmektedir. Özellikle sosyo-ekonomik açıdan sorunlu toplumlarda bu tür farklılıkların, yaşanan güçlüklerin kaynağı olarak görülmesi, konuya daha da karmaşık bir boyut kazandırmaktadır. Söz konusu çeşitliliği ve farklılığı uyum içinde yönetebilme kabiliyeti, modern demokrasilerin en önemli vasıflarından birini oluşturmalıdır. Keza, kültürel, dinî ve etnik farklılıkları bir toplum için zafiyet değil, aksine o ülkeyi zenginleştiren bir faktör olarak gören bir sosyal kültürün kök salması için çaba gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim” dedi.

KAPSAYICI SİYASET DİLİ, GÖÇMENLERİN ENTEGRASYONU İÇİN ÖNEMLİ

Cumhurbaşkanı Gül, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir siyaset dilinin, göçmenlerin ve farklı dini toplulukların entegrasyonu bakımından hayati önem taşıdığını aktararak, siyaset, bir kesimi ötekileştirmeye başladığı zaman, göçmenlerin, azınlıkların yaşadıkları ülkeden ve toplumdan yabancılaşması kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

“İSLAM VE GÖÇMENLER YÜZYILLARDIR AVRUPA’NIN BİR GERÇEĞİDİR”

Cumhurbaşkanı Gül, değişik korkularla, toplumsal ve kültürel çeşitliliği ortadan kaldırmaya veya baskı altına almaya çalışan ülkelerin, öncelikle beşeri zenginliklerini kaybettiklerini, sonra da ekonomik ve siyasi güç kaybına uğradıklarını ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Netice itibariyle, İslam ve göçmenler yüzyıllardır Avrupa’nın bir gerçeğidir. Avrupa kıtası, özellikle din bakımından çoğunluktan farklı olan kesimlere hoşgörüyle yaklaşmadığı sürece; yeni Engizisyonların, Holokostların ve Srebrenitsaların yaşanması muhtemeldir. Bu bakımdan, her ülke kendine has çözümleri üretmekle mükellef olmakla birlikte, çokkültürlülüğe saygı göstermek işin esasını oluşturmalıdır. Uluslararası camia olarak mutlu bir gelecek kurmak için ortak sorunlarımızın üzerine cesaretle gitmeliyiz. Yaşadığımız tecrübeler, sorunların üzerine gidilmemesi durumunda nasıl kronik hâle geldiğini hep göstermiştir. Küreselleşme çağında her bir sorunu tek başımıza çözemeyiz. Bu nedenle hep birlikte hareket ederek, sorunların temel kaynağı olan bataklıkları kurutmaya çalışmalıyız. Göç, işsizlik, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve ırkçılık gibi sorunlara kaynak teşkil eden; gelir adaletsizliği, yoksulluk, küresel ısınma, savaş ve çatışmalar ile ekonomik krizlerle hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bizler, ‘komşusu açken tok yatamayan’ bir kültüre sahibiz. Bu nedenle, dünyanın herhangi bir yerinde insanlar yokluk çekiyorsa, masum insanlar çatışmaların içinde hayatlarını kaybediyorlarsa bizler burada sadece seyirci olamayız. Belki de Türkiye’yi, dostlarının gözünde her geçen gün farklı ve erdemli kılan da budur. Afrika’ya yönelik politikamızın da, Arap Baharı’nda halkların yanında yer almamızın da altında yatan temel anlayış budur.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme